19 Eylül 2010 Pazar

Fenerbahçe - Beşiktaş

Beşiktaş çok uzun zamandır olmadığı kadar net favori olarak çıkıyordu Şükrü Saraçoğlu Stadı'na. Boğazın karşı yakasında ise yıllar sonra daha ligin başında kader maçlarından birine çıkmanın telaşı yaşanıyordu. Daum ile başlayan dönemden itibaren tecrübe ettiğimiz üzere Fenerbahçe kader maçlarında genellikle başarılı olan, derbileri de yüksek yüzdeyle kaybetmeyen(genellikle kazanan) bir kimliğe bürünmüştü. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe'nin ligde bu sezon ilk kez taraftarı önüne çıktığı derbiye farklı bir motivasyonla hazırlanıp Avrupa yorgunu Beşiktaş'tan puan ya da puanlar alması muhtemeldi. Bunun için de Daum ile başlayıp Zico, Aragones ve ardından yeniden Daum ile devam eden dönemde derbilerde uygulanan kontrollü futbol anlayışı galibiyetin anahtarıydı. Velhasıl Aykut Kocaman da seleflerinin yolunu izleyen bir diziliş ve oyun anlayışla sahaya sürmüştü takımını.

Her ne kadar çıkarttığı 11 pek çok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılansa da Schuster dersine iyi çalışmış. İlk 11'e Necip yerine Aurelio, Hilbert/Holosko yerine ise Nihat'ı monte ederek, Hiddink ile benzer şekilde üst düzey futbol oynamış ve derbi baskısını kaldırabilecek tecrübeli oyuncuları tercih etmiş. Bunların yanında üzerlerine baskı yapıldığı taktirde topları oyuna gelişigüzel sokan ve genellikle bu topları kaybeden Lugano/Bilica ikilisi üzerine baskı yapmak için de Bobo yerine Nobre'yi oyuna sürmüş. Nihayetinde oyun tam da Schuster'in istediği şekilde başladı.

Fenerbahçe savunması, Beşiktaş oyuncularının yer yer iki hatta üç kişiyle baskı yaparak pasla çıkışa izin vermediği bölümde topları Emre ve Alex ile buluşturamadı, ya uzun oynayıp kaybettiler ya da kaptırdılar. Beşiktaş önce İsmail'in kapıp taşıdığı pozisyonda ofsayttaki Quaresma'nın direkte patlayan vuruşuyla ardından Guti'nin ara pasında Nobre'nin Volkan ile çarpışıp Volkan'ı sakatladığı pozisyonlarda gole yaklaştı. Beşiktaş adına işler iyi giderken Nihat, üst üste iki basit pozisyonda yaptığı pas hatalarıyla Fenerbahçe'nin nefes almasına fırsat vererek Beşiktaş'ın momentumu kaybetmesine sebep oldu. Ekrem'in sakatlanmasıyla Beşiktaş 10 kişi oynamaya başlayıp hücumda baskı yapamayınca Fenerbahçe rahat top çevirip yüklenmeye, beklerini çıkartmaya başladı. Ekrem'in oyuna dönmesine rağmen rüzgarı arkasına alan Fenerbahçe, yarattığı ilk tehlikede Santos'un ortasında Hakan Arıkan'ın elinden kaçırdığı topta Niang ile golü buldu.

Nihat'ın kaybettiği toplar ile dengelenen, Ekrem'in sakatlığından doğan boşlukta Fenerbahçe yönüne kayan oyun dominasyonu golün ardından tamamen Fenerbahçe'ye geçti. Beşiktaş'ta savunma dengesi, Ekrem'in sakatlığı sonrası, yerine hayatında belki de ilk kez sağ bek oynayan İbrahim Üzülmez girip bir de Hakan Arıkan sakatlanıp yerini Cenk'e bırakarak iki zorunlu değişiklik yapmak durumunda kalınca tamamen bozuldu. Konsantrasyonu dağılan Beşiktaş oyuncuları top kaybetmeye, kaybettikleri toplara bilinçli baskı yapamamaya başladılar. Aurelio savunmanın içine gömüldü, orta alanda Emre ve Alex rahat top kullanmaya başladılar. Hal böyle olunca Gökhan, Niang, Dia ve en nihayetinde Alex net pozisyonlar buldular fakat değerlendiremediler. İlk yarının bitiş düdüğü birkaç dakika daha gecikse Beşiktaş'ın ikinci golü kalesinde görmesi işten bile değildi -ki bu gol Fenerbahçe için galibiyetten öte farkın müjdecisi olacaktı.

İkinci yarı başlarken tek değişiklik hakkı kalan Schuster'in sahaya sürdüğü sistemi revize etmekten başka şansı yoktu. Buna karşılık Aykut Kocaman'ın iyi giden maçta takımın 20. dakika sonrası oyunu hakimiyet altına alan orta sahasını Emre yerine Özer'i oyuna alarak bozması, bütün dengeleri Beşiktaş yönünde değiştirdi. Özer sağ kanada, Mehmet Topuz ise Emre'nin yerine ortaya geçti. Selçuk/Mehmet Topuz ikilisi Ernst/Aurelio destekli Guti karşısında yeterli baskıyı kuramadı. Beşiktaş orta sahası Fenerbahçe'nin göbeğini iyice geriye itip orta sahaya kadar çıkan savunmasının da katılımıyla rahat top çevirmeye başlayınca Quaresma solda etkinliğini arttırdı.

Beşiktaş soldan Quaresma'nın bireysel çabaları ve İsmail'in bindirmeleriyle pozisyon bulmaya çalıştı fakat bu ataklar geriye yaslanan sistemde yıldızlaşan Bilica/Lugano ikilisi ve iyice içeri gömülen Fenerbahçe orta sahasının etkin savunmasıyla karşılanarak etkisiz hale getirildi. Nobre'nin kalabalık savunma arasında kaybolması, Nihat'ın fayda sağlamaktan çok zarar vermesi üzerine kalan tek oyuncu değişikliği hakkını Aurelio yerine Bobo'yu oyuna alarak kullanan Schuster 4-4-2'ye döndü. Bobo'yu önde, Nobre'yi biraz daha arkasında konumlandırıp soldan Quaresma sağdan Nihat ortadan da Guti'nin paslarıyla sonuca gitmeye çalıştı. Aykut Kocaman bu hamleye Aurelio'nun çıkmasıyla Ernst'in sırtına binen Beşiktaş orta sahasına üstünlük kurmak amacıyla Alex yerine Baroni'yi alarak cevap verdi. Maç boyu yokları oynayan Nihat, yalancı koşusuyla Fenerbahçe savunmasını dengesini bozdu, Guti'nin pasıyla topla buluşan Bobo, Volkan tarafından indirildi. Sonrası maç bitene kadar orta saha mücadelesi.

İlk yarıda art arda gelen sakatlıklar, dağılan konsantrasyon ve değişen yapıyla savunma dengesinin bozulduğu dönem göz ardı edilirse Beşiktaş'ın Schuster'in kafasındaki sistemle oynadığı dönemde Fenerbahçe'ye verdiği sadece iki pozisyon var. Beşiktaş adına Gökhan Gönül, Dia, Niang gibi güçlü sprinti olan oyunculara karşı verilmiş başarılı bir sınav olarak kayda geçer.

Schuster yönetiminde duran toptan atılan gol sayısı şimdiden geçmiş sezonlarda ulaşılan sayıları aşmış olabilir. Beşiktaş'ın ikinci yarı girdiği bütün net pozisyonlar bilinçli duran top organizasyonları ile geldiler. Toraman'ın ters yöne giden kafası, Quaresma'nın art arda ceza yayı üzerinden kornerlere vurduğu voleler belli ki çalışılan pozisyonlardı.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

The Big Shamrock

Joseph Toney, Lucille O'Neal çifti çocuklarına Shaquille Rashaun(küçük savaşçı) adını verirken, doğan çocuğun ileride dönüşeceği canavarı hayal bile edemezlerdi.

Küçük Savaşçı'nın hikayesi 1972 yılının Mart ayında başlar. Anne ve babası evli olmadıkları için Shaquille, annesinin kızlık soyadı olan O'Neal'ı alır. Biyolojik babasının uyuşturucu satmak suçundan hapse düşmesinin ardından annesi Lucille; Shaq henüz 3 yaşındayken bir asker olan Philip Harrison ile evlenir.

Amerika'nın suç oranı yüksek şehirleri arasında başı çeken (96 yılında TIMES tarafından ülkenin en tehlikeli şehri ilan edilen) Newark'ta dünyaya gelen Shaq, sert bir asker olan üvey babası sayesinde suçtan uzak durur. Shaq 12 yaşına geldiğinde aile, baba Joseph'in tayin olduğu Batı Almanya'da bulunan Wildflecken şehrine taşınır.

Shaq inanılmaz bir hızla büyümeye başlar ve 13 yaşına geldiğinde 1,98 boyuna ulaşır. Aile uygun kıyafet bulamadığı zamanlar Amerika'dan kıyafet ısmarlar fakat Shaq o kadar hızlı büyümektedir ki, bazen kıyafetler Almanya'ya varmadan Shaq için küçülmüş olurlar. Babası Harrison, durumu sonradan Sports Illustrated'a verdiği bir röportajda "cumartesi aldığımız pantalonlar bir sonraki hafta sonuna küçülmüş oluyordu" sözleriyle anlatır.

Shaq, Almanya'da koçluk eğitimi vermekte olan Louisiana State University koçu Dale Brown ile 13 yaşında tanışır. Sıçramasını geliştirmek için hangi yollara başvurması gerektiğini öğrenmek için Brown'ın yanına giden Shaq'i asker sanan Koç; "ne zamandır ordudasın?" diye sorar. Shaq'in 13 yaşında olduğunu öğrenince dehşete kapılan Brown, derhal üvey baba Philip Harrison'ı bulur ve Louisiana State Üniversitesi'nin sahip olduğu imkanları anlatmaya başlar. Baba Harrison oğlunun iyi bir eğitim almasını istediği için tereddütlüdür fakat sonunda ikna olur.

1987 yılında aile yeniden Amerika'ya döner, San Antonio'ya taşınır. Lisedeki ilk yılının ardından Shaq, 2.08 boya ve 114 kiloya ulaşır. İlk senesinde Cole High School 32-1'lik derece elde etmesine rağmen Shaq büyük beklentiler vaat eden bir oyuncu olarak görülmez. İkinci senesinde babası Harrison, Shaq'i yüreksiz oynamakla eleştirir ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmazsa bırakmasının çok daha yerinde olduğunu söyler. Babasının sözlerine sinirlenen Shaq, o gece 52 sayı bırakır rakip potaya. Sonraki hafta masasında Georgetown ve North Carolina'dan gelen mektuplar vardır. Shaq'in ikinci senesinde Cole High 36-0 derecesiyle Texas eyalet şampiyonluğunu kazanır. O'Neal düzinelerce teklif arasından kendisini 13 yaşında keşfeden Brown'ı ve Louisiana State'i seçer.

LSU'da, takımdaki 3. opsiyon olduğu ilk senesinde 13.9 sayı 12 ribaunt istatistikleriyle oynar ve 115 blokla Güneydoğu Konferansı rekorunu kırar. İkinci senesinde önündeki iki oyuncunun ayrılmasıyla hücumda ilk opsiyon konumuna gelen Shaq 28.5 sayı 15.2 ribaunt 4.2 blok istatistikleriyle oynar. O'Neal'ın yeteneklerini geliştirmesi için 1991 yılında iki özel eğitmen ile anlaşılır; Kareem Abdul-Jabbar ve Bill Walton. Kareem, sky hook'u öğretirken Walton hücum hareketleri ve blok konusunda ders verir. Walton çok etkilendiği öğrencisinden "Charles Barkley'i andırıyor, ağırlık salonlarında çalışarak elde edemeyeceğiniz; ruhunun derinliklerinden gelen inanılmaz bir güce sahip" sözleriyle bahseder.

1992 draftiyle NBA'e 1. sıradan; kuruluşunun 3. senesini henüz geride bırakan Orlando Magic tarafından seçilerek adım atar. Kendisiyle ilk röportajı yapan Süheyl Uygur'un Amerika şubesi Craig Sager olur.



Hikayenin bundan sonraki kısmını basketbolu ucundan, kıyısından takip eden herkes iyi bilir. Shaq 18 yıllık profesyonel basketbol kariyerinde eşine az rastlanır başarılara imza attı. Orlando'yu kuruluşunun üzerinden henüz 6 sene geçmişken konferans finallerine taşıdı. 96'da free agent olarak Lakers ile anlaşıp 2000-2002 arasında 3 sene üst üste şampiyonluk yaşadı; Kobe ile ters düşüp Lakers'tan ayrılana kadar Kobe ile tarihin en iyi iç-dış kombinasyonunu oluşturdu. 2004'te Lakers Kobe'yi kendisine tercih edince takas ile Miami kadrosuna katıldı. Kobe ile rekabetinden galip çıkmak için ekstra motivasyonla oynayıp üst düzey çaba sarfettiği Miami'de Wade ile birlikte 2006'da şampiyonluğa uzanarak yüzük sayısını 4'e çıkardı. Sonraki durağı D'Antoni'nin run&gun'ının şampiyon olmaya yetmeyeceği fikriyle yapıyı değiştirmek isteyen Kerr'ün Phoenix'i oldu. Suns'da istenilen hiçbir şey gerçekleşmeyince bu sefer 'Kral için bir yüzük' kazanmak üzere Cleveland yolunu tuttu. 2009 yılı hayal kırıklığıyla sonlanıp LeBron Miami'ye gidince kontratı biten Shaq için fazla tercih şansı kalmadı. En nihayetinde geçtiğimiz günlerde son bir yüzük kazanmak adına kariyerinin son kontratını imzalayarak basketbol hayatının en güzel günlerini geçirdiği Lakers'ın büyük rakibi Boston Celtics ile anlaşmaya vardı.

Shaq prime'ında lig yöneticilerinin etkinliğini azaltmak adına kural değişikliğine gitmeyi tartışmak için gizli toplantılar düzenlediği inanılmaz bir adamdı. Oynadığı 3 organizasyonun kaderini değiştirdi; Orlando, Miami ve Lakers'ı zirveye taşıdı. En verimli yıllarını Phil Jakson'ın uzuna öncelikli olarak pas dağıtma görevi veren üçgen hücumunda geçirdi; yine de değil döneminin, NBA tarihinin en büyük dominasyonunu kurdu. Lakers'ta geçirdiği senelerde yaptıkları istatistiklerin gösterdiğinden çok daha fazlasıdır. 3,8 asist ortalamasıyla oynadığı sezon vardır. Playofflarda etkinliğini iki kat arttırmış inanılmaz seriler oynamıştır. Sixers'a-hem de Mutombo'ya sahip Sixers'a- karşı 33 sayı, 15.4 ribaunt, 4.8 asist, 3.4 blok istatistikleriyle final MVP'si aldığı serinin her maçı Shaq'in kişisel şovuna sahne olmuştur. 28. doğumgününü kutladığı 6 Mart 2000 gecesi Clippers'a karşı ortaya koyduğu, Kobe'nin 81 sayısı dahil izlediğim en etkileyici basketbol performansıdır (%69 ile 61 sayı, 23 ribaunt, 3 asist).



Sadece iyi bir oyuncu değil, aynı zamanda iyi bir insandır. Miami'de oynadığı dönemde; böbrek yetmezliği ve diyabet ile boğuşup kariyeri boyunca kazandığı paranın büyük bölümünü hastalığına harcayan, 2000 yılında sağ bacağı kesilen ve 2005 yılında vefat eden Lakers efsanesi George Mikan'ın ailesinin zor durumda olduğunu öğrendikten sonra cenaze masraflarını karşılamıştır. Yine 2007 yılında kaçırıldıktan sonra tecavüz edilerek öldürülen Shaniya Davis adında bir genç kızın cenaze masraflarını karşılamıştır.

Bütün bu özelliklerine rağmen ulaşması gereken yerin çok gerisinde kalmıştır. Lakers'tan ayrıldığı ve Kobe ile mücadele içinde olduğu iki Miami sezonu hariç sezon başı kamplarına daima şişman ve hazırlıksız gelmiş, kendisine hiçbir zaman iyi bakmamış, fazlaca sakatlanmış, önemli eksikleri olan sol eli ve düşük faul yüzdesini geliştirmek için çalışmamıştır; tembeldir. Miami'de şampiyon olduğu 2006 yılının ardından geçen sürede, hem gücünü hem de saygınlığını önemli ölçüde kaybetmiştir. Bugün gelinen noktada Boston ile anlaşma imzalayan adam, Lakers'ta pota altını dağıtan o inanılmaz adamın hayaletinden başka birşey değil. En verimli yıllarını harcadı, yeteneklerine ihanet etti ve kendisine inanan insanları defalarca yüzüstü bıraktı. Oynadığı bütün takımlardan; geride mutsuz organizasyonlar ve taraftarlar bırakarak ayrıldı.

Lindsay Hunter'ın Mart 2010'da basketbolu bırakmasının ardından ligin en yaşlı oyuncusu olan Shaq, 18 yıllık kariyerinin sonunda Boston Celtics ile son bir deneme yapacak 5. yüzüğü için. " 'Eğer' diye birşey yok, tek istediğim kazanmak isteyen bir takımda oynamak" demişti bundan seneler evvel, Lakers'tan ayrılırken. 38 yaşında; hareketliliğini neredeyse tamamen yitirmiş, fiziksel olarak geçirdiği ağır sakatlıklar ve tembelliği sebebiyle bitme noktasına gelmiş durumda. Kazanmak isteyen takımda oynamak için elinden geleni yapsa da Miami sonrası kazanmak için üzerine düşen görevlerin hiçbirini yapmadı.

19 Aralık 2009 Cumartesi

NBA'de Haftanın Değerlendirmesi (11-18 Aralık)


Haftanın Takımı: Cleveland Cavaliers.

2008-09 Doğu Finali'nde Orlando Magic'e dramatik bir şekilde elendikten sonra takımın süperstarı LeBron James'i biten kontratı sebebiyle kaybetmemek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamasına rağmen sezona beklenenin çok altında bir giriş yapan Cleveland toparlandı. Bir önceki sezon evinde, biri şampiyon Lakers'a biri de asların dinlendiği son maçta olmak üzere toplamda sadece 2 mağlubiyet alırken bu sene daha altıncı maçtan evinde 2. toplamda ise 3. yenilgisini alan Cleveland, bu maçtan sonra evinde mağlup olmazken sonraki 21 maçtan sadece 4 tanesini kaybetti.

Haftaya Portland galibiyetiyle başlayan Cavs, dışarıda Sixers ve Thunder, evde ise New Jersey ile Bucks'ı yenerek 5 maçını da kazanma başarısını gösterdi. LeBron James'in insan üstü ortalamalarla oynadığı, Shaq'ın ritmini bulmaya başladığı, savunmayı oyunun kısa da olsa belli bölümlerinde üst düzeye çıkartabildikleri ve sıkıştıklarında savunmalarıyla maç kazanabildiklerini gösterdikleri bu haftada Cleveland haftanın takımı olmaya hak kazandı.

"We flied around, big time, and contested everything. We (forced) a couple shot-clock violations. We had a couple blocks. One thing you can't control is making shots. But you can control your defense and that's how we won the game."

-LeBron James, Cavs'in savunması hakkında..

Haftanın Oyuncusu: LeBron James

Sezon başına oyunuyla değil de sene sonunda yapacağı muhtemel tercihlerle damga vuran James, All-Star haftası yaklaşmaya ve takımlar oyunlarıyla senenin geri kalanı adına genel bir fikir vermeye başlarken oyununu bir seviye üste çıkartarak 5 maçlık seriye damgasını vurdu. Aralık ayına yaptığı yavaş girişin ardından takımının kendisine en çok ihtiyaç duyduğu dönemde büyük bir çıkış yakalayan LeBron; 32,4 sayı 7,2 ribaunt 7 asist 2 top çalma 1,4 blok ile oynadığı haftada takımına 5 maç kazandırdı.

Haftanın İlk Beşi:

PG: Chris Paul: New Orleans organizasyonunda geri kalan oyuncuların birlikte ifade ettiklerinden çok daha fazlasını tek başına ifade eden ve böyle kötü bir organizasyon, dolayısıyla da takımda yer almaması gereken bir oyuncu Chris Paul. Ligin açık ara en iyi 1 numarası 4 maç oynadığı haftada 60 asist yaptı. 15 asist ortalamasının yanında 19,8 de sayı atan, maç başına 2 top çalıp 6 da ribaunt çeken Chris Paul istatistik bazında haftanın en iyi oyuncusu olurken takımı, evinde New York'a kaybederek burada kaldığı her geçen gün kendisine nasıl yazık ettiğini göstermiştir umarım .

SG: Joe Johnson: Atlanta Hawks durdurulamıyor. Sene başında Boston, Cleveland ve Orlando gibi veteran takviyeli süperstarlardan oluşan kadrolarla baş etmesi akıllara bile gelmeyen Hawks, son 5 maçta rakiplerini rahatlıkla geçerken sene sonunda kontratı biten oyuncular arasında yer alan Joe Johnson da ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Rakiplerinin gardlarını erkenden düşürüp son periyotları dinlenerek geçirdikleri haftada 20-7-7 ile oynayan Johnson 2,3 de top çalarak her kategoride önemli katkı vererek takımının galibiyetlerinde baş rolü oynadı.

SF: LeBron James: Haftanın oyuncusu kazanmaya ve takımına kazandırmaya devam ediyor. Performansını devam ettirebilir ve bununla paralel olarak takımına maçları kazandırmaya devam ederse üst üste 2. defa en değerli oyuncu ödülünü alabilmesi için önünde hiçbir engel yok.

PF: Tim Duncan: San Antonio'da işler beklendiği gibi gitmeyince, son on yılın en değerli iki oyuncusundan biri ve takımının tartışmasız lideri "The Big Fundamental" Duncan ipleri eline aldı. Takımının 3 maç kazandığı haftada 24,8 sayı 10,3 ribaunt ve 2,3 blok gibi çarpıcı rakamlara imza atan Duncan takımının Suns yenilgisine engel olamasa da toparlanma sinyalleri vermesinde büyük paya sahip oldu.

C: Pau Gasol: Sakatlıktan dönüşüyle Los Angeles Lakers'ın yıllardır göremediği çift haneli galibiyet serisinde baş rolü oynadı. Kobe'nin parmağının kırıldığı, Bynum'ın etkisiz gözüktüğü ve Lamar'ın hafiften kendisini bıraktığı dönemde öne çıkarak deplasmanlarda ayakta kalan tek uzun oldu. 17,3 sayı 13,5 ribaunt 2 blok ile oynadığı haftada birçok point guard için zor ve neredeyse bütün uzunlar için imkansıza yakın olan 4,5 asist ortalaması tutturdu.

Haftanın İyileri:

Gilbert Arenas: Kötü başlayan sezon ve verilen az üçlük deneyip takımı oynatma sözleri üzerine Flip Saunders'dan "bildiğin gibi oyna" direktifini alan Arenas eski günlerine dönüş sinyalleri veriyor. Son iki maçında toplamda 78 sayı, 19 asist ile oynayan "Agent Zero", Washington'da iyiye giden birkaç şeyden biri.

Mike Dunleavy: Sakatlıklarla boğuşarak geçirdiği sezonun ardından aylar süren sakatlığından kariyer sezonuna yakın ortalamalarla dönüş yapan Dunleavy'nin, Granger'ın sakatlığında skor yükünü çekmek üzere süresi de sorumluluğu da arttırıldı. Dunleavy Jr. ise buna maç başına 2,4 üçlük ve 19,2 sayı ile karşılık vererek kendine güvenenleri mahçup etmedi.

Chris Duhon: Ligin pozisyonunda en iyi savunmacılarından biri olan Chris Paul'e karşı 22 sayı, 9 asistle oynadığı yetmezmiş gibi takip eden 3 maçla birlikte toplamda 20 üçlük attı. 19 sayı 8 asist ile oynadığı haftada %56 gibi bir point guard için muazzam bir ortalamayla şut attı.

Troy Murphy: Pacers'da Dunleavy gibi Granger'ın yokluğunda skor yükünü üstlenen bir diğer oyuncu da Murphy oldu. Sakatlıktan dönüşüyle etkinliğini kaybeden Hibbert'ın sürelerinin azaldığı dönemde Murphy 18,5 sayı 10,6 ribaunt ortalamalarıyla kariyer sezonunu tekrar edemeyeceğini düşünenleri en azından bu hafta için yanılttı.

Kevin Love: Sezon başını kaçırmasına neden olan sakatlığını çabuk atlatan ikinci yılında UCLA mezunu Love, haftayı 14,2 sayı 14,6 ribaunt ortalamalarıyla geçti. Ligin dibinde yer alan takımının en zor deplasmanlardan biri olan Salt Lake City'den çıkmasında ve 5 maçın kazanılan 2 tanesinde büyük paya sahip olan Love gelecek adına büyük umut vaat ediyor.

Brendan Haywood: Ağır omuz sakatlığıyla geçen senenin ardından ait olduğu yer olan Wizard ilk 5'ine dönüp senenin başından itibaren üst düzey performans sergileyen Haywood, Jamison'ın sakatlıktan dönüşünden bile fazla etkilenmedi. 10-10 üzerine 3 blok ile oynadığı haftada Arenas ile birlikte "sakatlıktan dönüp takımı sırtlayanlar" oyununu sahnelediler.

Bunlara Dikkat:

Dorell Wright: Sakat Richardson'ın yerine 27 dakikayla oynadığı son dört maçta 14,8 sayı 5,8 ribaunt istatistikleri tutturdu. Kısa rotasyonu formsuz olan Miami'de inişli çıkışlı performanslar sergileyen Wright üretkenliğini arttırabilirse önümüzdeki dönemde ilk 5 için önemli adaylardan biri olur.

Eric Dampier: Para basketbolcular, özellikle de all-star seviyesinin altında yer alan ve çoğu zaman görev adamı olarak yaftalananlar için birçok zaman en büyük teşvik kaynağı. Son kontratından önce de benzer şekilde oyununu bir seviye üste çıkartan Dampier yine bir kontrat sezonunda, bu sefer birkaç seviye birden atlayarak pota altında tam bir canavara dönüştü. Geçen sene toplamda yaptığı 16 double-double'ı şimdiden tekrarlayan Dampier, sene sonunda kontratı alabilmek adına duracak gibi gözükmüyor.

Michael Beasley: İlk sezonunda bekleneni veremeyen 1. sıra seçimi Beasley, ikinci sezonunda kendini bulmaya ve dikkatini oyuna vermeye başladı. Aralık ayı ortalamaları 18,5 sayı 7,5 ribaunt.

Omri Casspi: 30 ve üzerinde dakikalar aldığı her maçta üst düzey üretkenlik gösteren ve 36 dakika ortalamayla süre aldığı son iki maçında 43 sayı atan İsrailli çaylak tam bir sirk hüviyetindeki Kings kısa rotasyonunda benzer süreleri rahatlıkla alıp gelecek günlerde iş yapabilir.

Haftanın Olayı: Sixers'ın Celtics'i Garden'da yenerek 11 maçlık seriye son vermesi

Üst üste 12. maçını kazanmak üzere evi Garden'a çıkan Boston, 12 maçlık mağlubiyet serisine pazartesi gecesi Golden State'i yenerek son veren, hemen ardından ise Cavs'e yenilen Phila karşısında beklenmeyen bir mağlubiyet aldı.

Iverson'ın yokluğunda ilk 5 çıkan Green'den yüksek verim alan Sixers'da sakatlıktan dönen Marreese de fazlasıyla etkili oldu. Sixers'dan daha yüzdeli atan, daha çok ribaunt alan, daha çok asist yapıp top çalan Boston'un maçı kaybetmesine neden; yaptığı top kayıpları ile birlikte düşük faul yüzdesi oldu.

Garnett'in faulleriyle 23 saniye kala 96-97 ile öne geçen Boston karşısında Philadelphia Brand'in 7 saniye kala attığı basketle galip gelmesini bildi.

Sorunlular:

New Jersey: Lawrence Frank'in ayrılması da toparlanmaya yetmedi. NBA'in gelmiş geçmiş en kötü başlangıcını yapan takım sakatların da düzelmesi ve takıma katılmaya başlamalarıyla birlikte toparlanır gibi oldularsa da yeniden düşüşe geçti. Son 6 maçı kaybeden New Jersey her şeyden önemli ve tehlikelisi kaybetmeye alışmaya başladı. Lopez, Harris, Lee, biraz da CDR dışında mücadele edip etkinlik gösterebilen yok.

Tracy McGrady: Houston ile T-Mac belli ki yol ayrımındalar. Her ne kadar T-Mac çok iyi çalıştığını ve dönmek için ne kadar istekli olduğunu söylese de Houston organizasyonu T-Mac'in bitmek tükenmek bilmeyen sağlık sorunlarından bıkmış durumda. 1 aydır hazır olduğunu söyleyen ve forma isteyen T-Mac'i, Koç Adelman yavaş yavaş rotasyona dahil edeceklerini söylese de 3 maçtır 7 dakika süre alan McGrady, belli ki sakatlığını atlattığı kanıtlanıp biten 20 milyonun üzerindeki kontratı takas edilmeye çalışılacak.

Golden State uzun rotasyonu: Warriors organizasyonu her bir basamağıyla tam bir rezalet olsa da uzun rotasyonu skandalın ötesine geçmiş durumda. Zaten small ball oynayan ve bu nedenle takımda fazla sayıda uzun oyuncu bulundurmayan Warriors'da uzunlar Turiaf ve Biedrins'in sakatlıklarına Moore'un en az 3 ay kaçıracak olması da eklendi. Son 5 maçını kaybeden ve son 10 maçından sadece 1 tanesini kazanabilen Golden State'te elinde uzun kalmayan Nellie, uzun rotasyonunu Maggette, Randolph ve Radmanovic gibi 3-4 numara menşeili oyunculardan kurmak durumunda. Bununla da kalmayan Nellie, Randolph'u takas etmeye çalışıyor.

Wizards Hücumu: Arenas'ın "kafana göre takıl" direktifiyle coşmasına rağmen hala üretkenlik açısından ortaya birşey koyamayan Wizards hücumunda bu sefer de sıkıyönetim devri başlıyor. Flip, antrenörlük hayatı boyunca yanlış şut atan bir oyuncuya bu seneye kadar bağırmadığını söylerken hücumda ipleri eline alacağını ve kimsenin istediği gibi at koşturmasına izin vermeyeceğini söyledi. Wizards cephesinde Flip Saunders'ın gel gitleri dışında değişen birşey yok.

Blake Griffin: 6 hafta olarak belirlenen iyileşme süreci uzadıkça uzadı ve 8 hafta geçmesine rağmen şu anda herhangi bir gelişme yok. 1. sıra seçimi, önümüzdeki hafta diz kapağındaki sakatlığı için kontrole girecek ve hatırı sayılır bir süre daha salonlardan uzak kalması bekleniyor.

Nate Robinson: Krypto-Nate 8 maçtır benchte ve oyun alanını sınırlayan çizgilerden burnunu dahi sokmasına izin verilmiyor. 10 dakika oynadığı Phoenix maçı ile birlikte Knicks yokluğunda 6-3 ile gidiyor. Kasım ayının ikinci yarısından itibaren Nate'in 15 ve altında dakika aldığı 11 maçta Knicks 8 galibiyet aldı ve D'Antoni bunun tesadüf olmadığının fazlasıyla farkında. Nate Robinson için Knicks serüveni sonuna geldi gibi görünmekle birlikte sene sonunda biten kontratını çok daha iyisiyle yenilemesi de böyle giderse imkan dahilinde değil.

Darko Milicic: Tarihin gelmiş geçmiş en yetenekli üç sınıfından birinde 2. sıradan seçilen Darko için NBA'de yolun sonu göründü. Kasım ayının ortasından beri süre alamayan Milicic seneye Avrupa'ya dönüyor.

-vence

13 Kasım 2009 Cuma

NBA'de Haftanın Değerlendirmesi (5 - 11 Kasım)

Haftanın Takımı: Phoenix Suns.

Şubat ayının ortasında, All-Star arasının hemen sonrasında koçları Terry Porter'ı kovup yerine Alvin Gentry'i getirmelerinin ardından 2004 sonrası için Phoenix ve Steve Nash ile özdeşleşen run&gun sistemine geri dönüp geri kalan 30 maçın 17'sini kazanan Phoenix Suns, alışkın olduğu sistemle başladığı sezonda beklentilerin üzerine çıkmış durumda. 2003-04 sezonunda playoff dışında kaldıktan sonra Nash ile anlaşan ve koç Mike D'Antoni önderliğinde girilen sezonda Nash'e MVP, D'Antoni'ye yılın koçu ödüllerini, Amar'e ve Marion ikilisine de All-Star kapılarını açan ve sezonun 62–20 derecesiyle en tepede bitirilmesine olanak sağlayan run&gun sistemi, koşarak oynamak üzere yaratılmış bu oyuncuların etrafında aynı büyüyü bir kez daha yaşatıyor.

Doğru işlediğinde ve şutlar isabetli olduğunda durdurulamayan run&gun sistemi sezona en iyi giren takım olan Boston Celtics'i Garden'da yenmeye yetti. Sezona kötü başlayan Jason Richardson'ın ritmini bulduğu, Nash'in ise MVP olduğu sezonlardakine benzer performanslar ortaya koyduğu haftada Suns, Boston'un ardından sırasıyla dışarıda Wizards ve Sixers'ı, içeride ise Hornets'ı yenerek haftanın takımı olmaya hak kazandı.
Haftanın Oyuncusu: Steve Nash

Run&gun sistemi için biçilmiş kaftan olmasını sağlayan pas kabiliyeti, saha görüşü, uzak mesafeden yüksek isabet ortalaması, hızı ve zekası bir kez daha Suns'ı başarıya koşturuyor. Takımının oynadığı dört maçı da kazandığı haftada Nash 32 dakikada 15 sayı 14,75 asist ortalamalarıyla oynadı. Bu ortalamaları Rondo ve Chris Paul gibi ligin pozisyonlarında en iyi birkaç savunmacısı içerisinde sayabileceğimiz gardları karşısında yaptığını belirtelim.


Haftanın İlk Beşi:

PG: Steve Nash: Bazı oyuncular maçı değil kendilerini izletir. Nash de hele ki uygun sistemle oynarsa bu oyuncuların başında gelen birkaç özel adamdan biridir. Verdiği imkansız paslar, yaptığı ince işler, oyuna kattığı hız, zeka ile bütün NBA severlerin kalbinde özel bir yeri olduğuna inandığım Nash, yeni(ve daha çok eski) sistemde özlediğimiz ve sevdiğimiz eski Nash gibi oynamaya, oynatmaya ve kazandırmaya devam ediyor.

SG: Tyreke Evans: Şayet Kobe'nin Lakers'ta yaptığı gibi takımın en önemli oyuncuları kenardayken maç kazandırmaktan daha büyük ve önemli bir şey varsa o da bu işi Sacramento Kings takımında yapabilmektir. Kevin Martin'in sakatlığının ve Nocioni'nin sarhoş araba kullandığının belirlenmesinin şokunu yaşayan takımına liderlik ederek ligin en kötü takımı olarak kabul edilen Sacramento'ya üst üste 3 galibiyet kazandırdı. Bu dönemde ortalamaları 25 sayı 5,6 asist 6,3 ribaunt ve 1,3 top çalma. Bir çaylak için fazlasıyla iyi.

SF: LeBron James: Lige kötü bir başlangıç yapan ve yeni kadroya yeni eklenen Shaq, Moon gibi oyunculardan beklenilen katkıyı alamayan, üstüne bir de üst üste konferans finalleri oynayan kadronun temel taşlarından West'i kişisel problemleri nedeniyle kullanamayan Cleveland'da ayakta kalan bir adam varsa o da elbette organizasyonun yapı taşı, LeBron James. Chicago yenilgisine engel olamadığı fakat sonrasında MSG'da Knicks, Amway Arena'da ise finallerde elendiği Orlando'yu ezdikleri maçlarda James %59 saha içi isabetiyle 31,3 sayı attı. Aynı dönemde diğer ortalamaları 7,6 ribaunt 6,3 asist 1,6 top çalma.

PF: Chris Bosh: Kazanabileceği maçları kazanıp zor rakiplere kaybederek yanıltmayan Toronto'nun kontrat sezonunda istatistiğe oynayan ve adeti olduğu üzere sezona iyi giriş yapan Chris Bosh 28,3 sayı 10 ribaunt ortalamasıyla oynadığı haftada öne çıkan başka uzun olmayınca haftanın takımına girmeye hak kazandı.

C: Andrew Bogut: Şayet bu ligde Kings, Bucks ve Memphis adındaki takımlar maç kazanıyorsa olağan dışı birşeyler var demektir. Bucks'ta bu durumu yaratan Jennings ile birlikte inanılmaz bir çıkış yakalayan Bogut oldu. %60 saha içi isabetle 20,6 sayı 9,3 ribaunt 3 asist ve maç başına 2,3 blok ortalamasıyla geçirdiği haftada Bogut takımı Bucks'ın 3 galibiyetle kapattığı haftanın sonunda haftanın takımına girmeye hak kazandı.
Haftanın İyileri:

Brandon Jennings: Milwaukee Bucks'ı Redd'in yokluğunda sırtlayan ve tam kadro bile maç kazanması zor olan Bucks'a 3 maç kazandıran Jennings, 2 kere üst üste MVP ödülüne layık görülen Nash eski günlerine dönünce haftanın takımında yer alamadı.

Kevin Durant: Kötü başladığı sezonda çabuk toparlandı. 28 sayı 7 ribaunt 2,75 top çalma ortalamalarıyla oynadığı haftada haftanın takımına girmesine engel, LeBron'ın performansından çok Houston ve Sacramento'ya kaybettikleri maçlar oldu.

Jason Richardson: Boston'u yıkan Richardson'ın üçlükleri oldu. Kötü başladığı sezonda Boston maçıyla çıkış yakaladı ve haftayı %67 ile maç başına 4,5 üçlük isabeti ve 7 ribaunt ortalamayla tamamladı. Bu iki alan dışında oyunun başka bir yönünde katkı vermediği için haftanın takımına giremedi.

Joakim Noah: 13 sayı 14.8 ribaunt 2 blok ortalamalarıyla kendisinin üretken bir NBA basketbolcusu olamayacağını iddia eden köşe yazarına yazdığı yazıyı salsa sos eşliğinde yedirerek tamamladığı haftada takımının aldığı 2 mağlubiyet ve Bogut'un performansı haftanın takımına girmesini engelledi.
Bunlara Dikkat:

Charlie Villanueva: Geçirdiği sakatlık nedeniyle preseasonda tam olarak çalışamayan Villanueva yavaş yavaş form tutmaya başladı.

Beno Udrih: Kevin Martin'in sakatlığının ardından Kings'te ilk 5'e yerleşen Udrih verimini ikiye katladı.

Ersan İlyasova: Son iki maçta 20'li dakikaları gören Ersan şansını iyi kullandı, fazlasıyla üretken oldu.

James Posey: Yazın geçirdiği sakatlığın ardından sezona kötü bir giriş yapan Posey, yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Hornets'ın koç değişikliği alacağı süreyi pozitif yönde etkileyebilir.

Kelenna Azubuike: Don Nelson'ın hiçbir zaman güven olmayan rotasyonunda bu hafta piyango Azubuike'ye çıktı. Stephen Jackson'ın takas edilmeye çalışıldığı ortamda otuzlu dakikaları gören Azubuike üretkenlik gösterdi. Süresinin bu civarda seyredeceğini ve veriminin artacağını tahmin ediyorum.

Tyler Hansbrough: sakatlığını atlatan Hansbrough, Murphy'nin de sakatlanınca NBa kariyerinin ilk maçına bu hafta çıktı ve kendisine güvenenleri hayal kırıklığına uğratmadı. Aldığı sınırlı süreleri iyi değerlendiren Hansbrough 15 dakikada 12 sayı 6,5 ribaunt ortalamayla oynuyor.

Marcus Williams: Iverson'ın ilk 5 çıkmadığı için sorun çıkartıp evinin yolunu tuttuğu ve dönmeye pek sıcak bakmadığı Memphis'te 3. gard konumunda ve üretkenlik gösterebileceği süreler almaya başladı. Şansını iyi değerlendirirse bir önceki sene Conley'nin Lowry'nin önüne geçtiği gibi Williams da Conley'nin önüne geçebilir.

Haftanın Olayı: Celtics'in Boston Garden'da kaybetmesi

Şutlar isabetli olduğunda durdurulması en zor sistem şüphesiz run&gun. Garden'da Boston, Suns'ın böyle bir gecesine denk geldi. Phoenix .54 ile 13 üçlük isabeti bulduğu karşılaşmada Boston'un Garnett dışındaki uzunları etkili olamayınca deplasmanda sezona fırtına gibi giren Celtics'e ilk mağlubiyetini tattırdı.
Haftanın Eşleşmesi: Howard-Shaq

Cleveland'ın 2009 Doğu Konferansı Finalleri'nde yaşadığı Howard faciasını bir daha yaşamamak için yaptığı Shaq takası bu maçla birlikte ne kadar doğru bir hamle olduğunu gösterdi. Shaq'ın, Howard'a iki erken faul aldırıp benche gönderdiği karşılaşmada Howard 11 sayı 7 ribaunt ile kendi standartlarının çok altında bir maç oynadı.

Sorunlular:

Washington Wizards Hücumu: Savunmada önceki senelere göre gelişme kaydeden Wizards'ın hücumu tam bir felaket. Arenas, Butler, Foye, Miller gibi önemli hücum silahları olan Wizards'ın hücumu an itibariyle tam bir karmaşa. Bu kaotik hücum sistemiyle de sonuç üst üste 5 mağlubiyet.

New Jersey Nets ve Lawrence Frank: Genç ve gelecek vaat eden kadrosuna rağmen 0-8 ile başlanan sezon, farklı öne geçilip kaybedilen Knicks ve Bobcats maçları, sakatlıklar ve koç Frank Lawrence'ın tercihleri... New Jersey'nin kabus gibi başlangıcının ardından en kötü başlangıç rekorunu kırabilir mi soruları sorulmaya başlandı.

Rambis, üçgen hücum, Al Jefferson ve Timberwolves: Teknik ekip, yönetim, takımın önemli bir bölümü ile birlikte tahminler başka ama başlangıç aynı. Minnesota kazandığı ilk maçın ardından üst üste 8 tane kaybetmiş durumda. Rambis'in rotasyonu ve oyuncu tercihleri yanlış, takımın üçgen hücuma adaptasyonu başarısız, Al Jefferson uygun olmayan sistemin de sonucu formsuz.

Hornets: Batı Finali için oynayan kadronun ve dolayısıyla MVP adayı Chris Paul'ün düştüğü durum içler acısı. Butler'ın yerine bir önceki sezonki formunu tutması umut edilerek yerleştirilen Mo Peterson'ın Butler'ı bile aratması, Posey'nin ameliyatının ardından kötü dönmesi ve 3-6 başlangıç. Byron Scott gönderilerek sorunların çözümü için önemli bir adım atıldı.

T.J. Ford: Adaptasyonda zorlandığı, sakatlık yaşadığı ve ilk 5'teki yerini Jack'e kaptırdığı sezonun ardından Jack'in de ayrılmasıyla 1 numarada iyice rahatlayan ve sisteme alışması beklenilen Ford kayıplarda. Kötü başlangıcının ardından toparlanma emareleri göstermesinin üzerine gelen sırt ağrıları...

Elton Brand: Sakat geçirdiği iki sezonun ardından Eddie Jordan'ın princeton hücumu ile tekrar kendine gelmesi beklenen Brand beklentileri karşılamak bir yana dursun yedek uzun Marreese Speights'in sınırlı sürelerde yaptığı kadarını bile yapamamakta. İster istemez akıllara ağır diz sakatlıkları yüzünden kariyerine erken nokta koymak durumunda kalan Chris Webber'ı hatırlatıyor.

* Haftanın oyuncusu seçilirken MVP ödülüyle benzer şekilde en iyi takımın en iyi oyuncusu mantığıyla hareket edildi. Haftanın takımında ise sadece istatistiğe oynayan değil, takımını ileriye götüren oyunculara yer verildi zira adam her maç 50 atsa da takımı kaybettikten sonra istisnai durumlar hariç hiçbir kıymeti yok.

-vence

24 Mayıs 2008 Cumartesi

21 Nisan 2008 Pazartesi

Lakers:1 Denver:0 - İlk Maçın Ardından



Beklenen oldu. Staples Center'daki ilk maçı Batı birincisi ve serinin favorisi Lakers kazandı; 114-128.

Maça Fisher-Kobe-Radmanovic-Odom-Gasol beşiyle başladı Lakers. Buna karşılık Denver ilk 5'i Carter-Iverson-Carmelo-Kenyon Martin-Camby şeklindeydi. Maçın başında dikkatleri çeken nokta Denver savunmasındaki eşleşme tercihleriydi. Kobe'yi Kenyon Martin savunurken Radmanovic ile de Carter eşleşmişti.

Lakers, maça iyi başladı. Lakers hücumlarda iyi organize olup 4-5 pas sonunda basketi bulurken, Denver bir run&gun klasiği olan getir, at ile oynadı. Denver'ın savunmasındaki boşlukları çok iyi değerlendiren Lakers, özellikle Odom'un penetreleri ile kolayca sonuca gitti. Lakers'ın ilk 7 basketinin 6'sının asist üzerinden gelmesi Lakers'taki yardımlaşmanın en önemli göstergesiydi. Hal böyle olunca Lakers farkı 10 sayıya kadar çıkarttı. İlk çeyreğin sonuna doğru toparlanan Denver, çeyreğin sonunda bulduğu 2 fast break ile farkı kapatırken Kobe 1/7 ile Lakers'ın en kötüsüydü.

İkinci çeyreğe hızlı başlayan Denver, JR Smith ve Kleiza ile etkili oldu. Kleiza'nın ard arda attığı iki üçlük sonrası öne geçen Denver, Phil Jackson'ın aldığı mola sonrasında alan savunmasına döndü. Gasol'un da oyuna girmesiyle etkinliğini arttıran Lakers toparlanıp devreyi önde kapattı; 56-58.

3. çeyrekte oyunun hakimi Lakers'tı. Tempoyu istediği gibi ayarladı, Gasol üzerinden oynayarak çok kolay sayı buldu. Lakers oyunu yavaşlatınca, Denver klasiğinin dışında hücum etmek durumunda kaldı, bu da çeyreğin ilk 5 dakikasında sadece 5 sayı bulabilmelerine neden oldu. Çeyreğin ortasında Kobe saçma bir faul alarak faul sayısını 4'ledi. Çeyreğin sonunda Gasol 34 sayıyı bulmuştu. Çeyreğe noktayı da Farmar attığı üçlük ile koydu; (78-97).

Denver 4. çeyreğe hızlı başladı. Fast breakler ile farkı kapatmaya çalışan Denver'da JR ve Kleiza etkin oldular. JR, Kobe'yi iyi savundu, Linas ise hücumda sayı üretti. Çeyreğin ortasına doğru insiyatifi eline alan Lakers, tempoyu istediği gibi ayarlamaya başladı. Çeyreğin bitimine 3 dakika kala JR 6. faulünü alarak, 2 dakika kala da Iverson 2 teknik faul alarak oyun dışı kaldılar. Bu noktadan sonra "Zen Master" Phil Jackson Kobe'yi alkışlattı, yerine Vujacic'i aldı. Maçı Lakers, 114-128'lik skor ile kazandı.


Lakers'ta Gasol 38 sayı 16 ribaunt 8 asist, Odom 17 sayı 14 ribaunt ile dikkatleri çekerken, Kobe çok kötü başladığı geceyi 32 sayı ile noktaladı. Denver'da ise Carmelo 30 sayı 12 ribaunt, Iverson 30 sayı 7 asist, Kleiza ise 23 sayılık performans ortaya koydular.

Bu maç gösterdi ki, Lakers oyunun kontrolünü elinde tuttuğu ve tempoyu istediği gibi ayarladığı müddetçe Denver hiçbir şekilde etkili olamıyor. Oyun, Denver'ın en iyi yaptığı iş olan koşmaya döndüğünde ise Lakers bocalıyor. Bu doğrultuda Lakers'ın önümüzdeki maçlarda yapması gereken oyunu yavaşlatabildiği kadar yavaşlatıp hücumda topları Gasol'a indirmeye devam etmek. Yarı sahada savunma yapıp Denver'ı yavaşlattığı zaman Denver'ın tek dayanağı dış şutlar kalıyor. Denver'ın da yapması gereken Lakers'ınkinin tam aksine, oyunu hızlandırabildiği kadar hızlandırmak.

Nuggets maçtan sonra hemen uçağa atlayıp Denver'ın yolunu tutmuş. NBA otoritelerince fazlaca eleştirildi bu olay. Coach George Karl, özellikle Carmelo'nun alkollü araba kullanırken yakalanmasından sonra oyuncularını Los Angeles gibi bir şehirde serbest bırakmak istememiş. İlginç bir dipnot olarak dursun bir köşede.

19 Nisan 2008 Cumartesi

Boston Garden - Home of Champions - 1986


Playoffs 2008

Playofflar bu sabaha karşı oynanan maçlarla başladı. Adettendir, biz de tahminlerimizi yapalım.

Doğu
Boston 4-0 Atlanta
Detroit 4-0 Philadelphia
Orlando 4-3 Toronto
Cleveland 4-3 Wizards

Batı
Lakers 4-1 Denver
Hornets 3-4 Dallas
Spurs 4-3 Suns
Utah 4-0 Rockets

Batıdan Lakers doğudan Boston gelir, şampiyon Boston olur.

22 Şubat 2008 Cuma

Shaq/Kobe düellosu rating rekorları kırdı


Shaq ile Kobe'yi karşı karşıya getiren Los Angeles Lakers - Phoenix Suns maçı, sezonun en ilgi çeken maçı oldu. Yeni takımı Suns ile ilk maçına çıkan Shaq, karşısında eski dostu Kobe'yi buldu. Maçı yayınlayan yerel televizyon Channel 9, 543,000 izleyene ulaşarak sezonun rekorunu kırmış. 3,6 milyon kullanıcı maçı ESPN sitesinden takip ederken, o alanda da bu sezonun en yüksek rakamına ulaşılmış. Aynı zamanda bu rakam, normal sezonlarda en yüksek katılımlı 3. maç olmuş. En çok seyirciyi çeken maç ise 17 Ocak 2003 tarihli Shaq-Yao düellosuna sahne olan Houston Rockets - Los Angeles Lakers maçı imiş. Bu maçı 4,9 milyon ESPN kullanıcısı internet üzerinden takip etmiş...

Maça gelince, Kobe Shaq'ı ilk maçında üzerken Suns potasına 41 sayı gönderdi. Shaq ise triple double'ı 1 ribaunt ile kaçırırken 15 sayı 9 ribaunt ile oynadı...

at&t Center, San Antonio, Texas

Superman


İlk görüşte pek etkileyici değil değil fakat her izleyişte duyulan hayranlığı biraz daha arttıran smaç, "Superman Dunk" . Howard'ın kazanacağını tahmin edebilen pek yoktu değil mi? Oyların %78'lik bölümünü alan Howard, slam dunk contest'in kazananı oldu.

Howard'ın gerçekten uçabileceğini bilse, Green büyük ihtimalle mumları üflemezdi. Şaka bir yana ulaşabildiği yükseklik muazzam. Yarışmadan sonra Howard'ın yaptığının smaç olup olmadığı konusunda epey tartışma oldu. Evet, smacı basmadı fakat o kadar yüksekteydi ki, topu potanın içine fırlatabildi. Şüphesiz, All-Star'ın unutulmaz anlarından biri olarak tarihe kazınacak.













Yarışmadan sonra yaptığı açıklamada "Bu ödül benim için çok anlamlı. İnsanlar, uzunların smaç basarken estetik durmadığını söylüyorlar. Bu ödülü bütün uzunlar için almak istedim. Smaç basmayı çok seviyorum, kullandığım şutların %90'ı smaç" dedi.

Bu sene yaratıcılık ön plandaydı, birbirinden güzel smaçlar izledik. Son birkaç yıldaki en eğlenceli yarışmaydı. Seyirci oylamasının gösterdiği o ki, aynı tip smaçları izlemekten bıkan halk artık içinde yaratıcılık bulunmayan, tekdüze smaçların kazanmasına izin vermeyecek...

Takas

Trade deadline'a 1 saat kala NBA 11 oyuncunun yer değiştirdiği 3'lü takasla sarsıldı. Şimdi şu takası inceleyelim;

Chicago trades:
Ben Wallace, Joe Smith, Adrian Griffin, second round pick
Cleveland trades: Larry Hughes, Ira Newble, Drew Gooden, Cedric Simmons, Shannon Brown, Donyell Marshall
Seattle trades: Wally Szczerbiak, Delonte West

Cleveland bir süredir LeBron James'e yardımcı olacak oyuncu arayışı içindeydi. Wally iyi bir şutör olmakla beraber bunun dışında pek bir meziyeti yok. Dışarıda zaten Gibson gibi yüksek yüzdeyle 3 sayı atan bir guardları vardı. Hughes istikrarlı olamasa da fena şutör değildir. Delonte West'e gelince, Cleveland'ın bir guarda ihtiyacı olduğu uzun süredir görülüyordu. Aradıkları guard West mi, asıl soru bu olmalı. West, iyi savunmacı olmakla beraber saha görüşü üst düzeyde, oyun kurabilen bir guard değil. Büyük ihtimalle de Gibson'ın arkasında kalıp, benchte oturacaktır. Joe Smith prime'ını çoktan geride bıraktı. Ancak bench katkısı verebilir, kısıtlı süreler alacaktır. Şimdi takasın en önemli parçasına gelelim, Ben Wallace. Big Ben uzun
zamandır huzursuzdu. Yukarıya oynayan bir takımda çok daha iyi konsantre olup eski kimliğini bulabilir. Ben Wallace savunmaya sertlik ve tecrübe getirecektir. Gidenlere bakınca; Gooden hem hücum hem savunma yönünde işini iyi yapan bir 4 numaraydı, Cavs savunma yönünde olmasa da hücum yönünde eksikliğini hissedecektir. Hughes yüklü kontratı ve sakatlıklarıyla iyiden iyiye can sıkmaya başlamıştı, gönderilmesi akıllıca. Marshall'ın kontratından kurtuldular, zaten yaşlanmıştı. Bunların dışında kayda değer adam göndermedi Cavs. Bu takasın ardından 3 numarada LeBron 4 numarada Ben Wallace 5 numarada İlgauskas ile oynayacaktır Cavs. 1 numarada West'ten alacakları katkı ile beraber çok iyi savunma takımı oldular. Hücumda yine LeBron'ın eline bakacaklardır, hatta eskisinden de çok. Sonuçta kendileri açısından iyi bir takas yaptılar.

Chicago için değişiklik gerekiyordu. Birçok yetenekli gence sahipler fakat başarıdan çok uzaklar. Bu takasla beraber Ben Wallace ve Joe Smith ikilisinin toplam 20 milyonluk kontratlarından kurtuldular. Gelenlerden Gooden, çok faydalı olacaktır. Hughes kendini bulabilirse çok etkili bir silah fakat son zamanlarda kayıpları oynuyor. Hughes geldiğine göre sene sonunda Ben Gordon ile yollar ayrılacak. Shannon Brown biten konrat, Cedric Simmons ise potansiyelli genç. Bu takasın olumlu tarafı genç pivot Noah'ın önünün açılması. Noah yeteneklerini sergilemek için daha fazla süre bulacaktır. Chicago açısından olumlu bir takas olmuş.


Seattle; Marshall, Newble ve Griffin'i aldı. Newble'ın kontratı bu sene bitiyor, Marshall ve Griffin ise seneye serbestler. Jeff Green ve Kevin Durant ikilisi etrafından yeniden yapılanan Seattle açısından güzel hamleler. West zaten 1 numarada fazlalıktı. Ridnour ve Watson ile 1 numara rotasyonları daha iyi durumda.

21 Şubat 2008 Perşembe

"Majesteleri" Michael Jordan



I've missed more than 9000 shots in my career. I've lost almost 300 games. 26 times, I've been trusted to take the game winning shot and missed. I've failed over and over and over again in my life. And that is why I succeed.


Michael Jordan

There was a time when i used to believe in Kwame Brown


1. sıradan seçilen ilk liseli olarak ayak bastı NBA'e. Florida Üniversitesi için oynayacaktı aslında fakat fiziksel sorunları nedeniyle çalışması imkansız olan annesi, O'nun NBA'e yönelmesine sebep oldu. NBA'e büyük beklentilerle geldi. Atletik, fiziği güçlü, ayakları yere sağlam basan, iyi savunmacı bir 4 numaraydı.

Çaylak sezonunda büyük hayal kırıklığı yarattı. 4,5 sayı 3,5 ribaunt ile oynadığı çaylak sezonunda 57 maça çıkarken bunların sadece 3 tanesine ilk 5'te başladı. İkinci sezonunun hemen başında, ilk iki maçta "acaba toparlanır mı?" dedirtti ama gerisi gelmedi. Pek parlak geçmeyen 4 sezonun ardından Odom'u 3 numaraya kaydırmak isteyen Lakers'a Caron Butler karşılığında gönderildi. Lakers'ta zaman zaman iyi maçlar çıkarttı fakat çoğu zaman hücumdaki üst düzey yeteneksizliği, kaçırdığı boş smaçlar ve verdiği hatalı paslar, düşük serbest atış yüzdeleri, aldığı yüklü miktardaki para ile konuşuldu. Tarihin en kötü 1. sıra seçimi olarak nitelendirildi, beklentilerin altında ezildi. En sonunda Lakers taraftarı tarafından Staples Center'da yuhalandı. Memphis'e, 2001 draftında kendisinden 2 sıra sonra, 3. sıradan seçilen Pau Gasol karşılığında "biten kontrat" olarak gönderildi.

Şimdi, Memphis'te o meşhur yüklü kontratının bitmesini bekliyor. Bundan sonra hangi takımla nasıl bir anlaşma yapar, muamma. NBA'de uzun kıtlığının olduğu göz önünde bulundurulursa, mid level civarı bir kontratla uzun rotasyonunda eksiklik olan takımlardan birine gidecektir.

Bir zamanlar Kwame'nin yeteneklerine inanmıştım, tıpkı Majesteleri Michael Jordan gibi. NBA'e ayak bastığı günden bu yana fiziksel gelişimi hariç hiçbir ilerleme kaydedemedi. Bundan sonra da pek gelişme gösteremeyeceği açık. Kwame Brown, en kötü 1. sıra seçimlerinden biri olarak NBA tarihindeki yerini çoktan aldı.